Mehmet Akif Ersoy Şiirleri, Mehmet Akif Ersoy Şiir, Mehmet Akif Ersoy Ezanlar, Mehmet Akif Ersoy Müslümanlık Nerede, Mehmet Akif Ersoy Ne Eser Ne de Semer
| EZANLAR - Mehmet Akif Ersoy Şiirleri | MÜSLÜMANLIK NEREDE! - Mehmet Akif Ersoy Şiirleri |
| Zaman geçmez ki yüz binlerce kalbin vecd-i sekrânı, | Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... |
| Zeminden yükselip, göklerde vahdetzâr-ı Yezdân-ı | Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile! |
| Ararken, dehşet-âkîn etmesin bir sayha vicdânı. | Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir; |
| Ne lâhûtî sadâ "llâhu ekber!" sarsıyor cânı... | Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir; |
| Bu birgülbank-i Hak'tır, çok mudur inletse ekvânı? | İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana... |
| Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana! | |
| Bu lâhûtî sadâ çıktıkça cûşa-cûş olup yerden, | İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar, |
| İner esrâr-ı kudret kibriyâ tavrıyle göklerden. | Çok değil, ancak Necip evlada layık tek şiar. |
| Bütün âheng-i hilkat yâd ederken Hakk'ı ezberden, | Varsa şayet, söyleyin, bir parçacık insafınız: |
| Vicâhî feyz alır artık o nûru'n-nûr-i ezherden: | Böyle kansız mıydı -haşa- kahraman ecdadınız? |
| Hüveydâ şimdi cânandır seherden, şâm-ı esmerden! | Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına? |
| Benzeyip şirazesiz bir mushafın eczasına, | |
| Seher vaktinde mevcûdât, nûşîn hâb içindeyken, | Hiç görülmüş müydü olsun kayd-i vahdet tarumar? |
| Bu rûhânî nevâ âfâkı mevcâ-mevc edip birden; | Böyle olmuş muydu millet canevinden rahnedar? |
| Muhîtin kalb-i hâmûşunda başlar bir hazin şîven. | Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi? |
| Bakarsın her taraf zulmet, fakat bir zulmet-i rûşen! | Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan leşi? |
| Semâ bîdâr, her yıldız Cemâlu'llâh'a bir revzen. | Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan... |
| Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan!... | |
| Maîşet kayd-ı can fersâsının mahkûmu, bîzân, | "His" denen devletliden olsaydı halkın behresi: |
| Bütün bîçâreler gündüz bu yâd-ı merhametkân, | Payitahtından bugün taşmazdı sarhoş naresi! |
| Duyar sermest olur görmüş kadar ferdâ-yı Dîdâr'ı! | |
| O neşveyle, yorulmak şöyle dursun, en ağır bârı, | Kurd uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi. |
| Sürükler görmeden, göstermeden yılgınlık âsârı. | |
| Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi. | |
| Güneş mağrib-güzîn olmuş semâ esmer, ufuk gülgûn; | Lakin, aşk olsun ki, aldırmaz otlarmış eşek, |
| Zaman durgun, zemin muğber, cihan dembeste, can mahzûn; | Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek! |
| Gariblik rû-nümâ yer yer, sükûnet dembedem efzûn... | Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı... |
| Bakarsın bir de gülbank-i İlâhiden dolup gerdûn, | Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı!... |
| O tenhayî-i sevdâvî olur Allâh ile meskûn! | Bu hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin usluba sok: |
| Halimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok. | |
| İnip vaktâ ki leylin dest-i istîlâsı gabrâya, | Burnumuzdan tuttu düşman; biz boğaz kaydındayız; |
| Serer dünyâya zulmetten adem çeklinde bir sâye; | Bir bakın: hala mı hala ihtiras ardındayız! |
| Nazar medhûş, müstağrak giderken zîr ü bâlâya. | Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın: |
| Döner, "Allâhu ekber" cûşu yükseldikçe Mevlâ'ya, | Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın! |
| O muzlim sîne-i hilkat tecellîzâr-ı Sînâ ya! | Davranın haykırmadan nakus-u izmihaliniz... |
| Öyle bir buhrana sapmıştır ki, zira, halimiz: | |
| Senin, dem geçmiyor, yâdınla leb-rîz olmadan eb'âd! | Zevke dalmak söyle dursun, vaktiniz yok mateme! |
| Ne müdhiş saltanat yâ Rab, nasıl âsûde istibdâd! | Davranın zira gülünç olduk bütün bir aleme, |
| O istibdâda hürmettir ezanlar, subhalar, evrâd... | Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah, intikam; |
| Hayır, sen rûh-i rahmetsin, bu sesler senden ister dâd, | Yerde kalmış, na'şa benzer kavm için durmak haram!... |
| Verir miydin, eğer dâd etmesen, feryâda isti'dâd | Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur? |
| Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur. | |
| *** | |
| Gunûde rûh-i tabîat samîm-i zulmette... | NE ESER NE DE SEMER - Mehmet Akif Ersoy Şiirleri |
| Sitâreler bile bâlâ-yı sermediyyette, | |
| Yavaş yavaş uyumak istiyor yumup gözünü; | "Ölen insan mıdır, ondan kalacak şey: eseri; |
| Seher semâlann altında, açmıyor yüzünü. | |
| Firâş-ı leylde dinmiş bütün enîn-i hayat, | Bir eşek göçtü mü, ondan da nihayet: semeri" |
| Ridâ-bedûş-i sükûnet önümde hep safahat. | |
| Görüp muhîtimi dalgın hamûş bir vecde, | Atalar böyle buyurmuş, diye, binlerce alın |
| O hâli ben de temâşâya daldım âsûde. | |
| Nigâhı mest ediyorken bu levha-i mahmûr, | Ne tehalükle döker, döktüğü bi çare teri! |
| Ufukta yükselerek bir sadâ yı dûrâ-dûr, | |
| Yayıldı rûy-i zemînin o anda her yerine, | Şu bekâ hırsına akıl erdiremem bir türlü |
| Sokuldu leyl-i ketûmun bütün serâirine. | |
| Cihân-ı nâimi kaldırdı, bî-karâr etti, | Sorsalar, bence, temayüllerin en derbeder |
| Zalâm içinde ne âlemler âşikâr etti! | |
| O yükselen sesi tekrîre başlayıp eb'âd, | Hadi, toprakta silinmez bir izin var, ne çıkar, |
| Duyuldu sîne-i şebden medîd bir feıyâd. | |
| Semâya çıktı o feryâd, âh-ı ümmet olup! | Bağlı oldukça telakkiye hakiki değer? |
| Semâdan indi o feıyâd, rûh-i rahmet olup! | |
| Uzaktan andırıyorken, demin, heyûlâyı; | Dün, beyinlerde kıyamet koparan "hikmet" i al, |
| Semâ'hâne-i leylin birer küçük nâyı | |
| Gibiydi şimdi hayâlimde her menâr-ı mehîb... | Bugünün zevkine sor: beş para etmez ciğeri, |
| O taş yürekte bu sûzişli nağmeler ne garîb! | |
| O nây pârelerin sonra hepsi hem-dem olup, | Gündüzün, başların sütünde gezen "şah-eser" in, |
| Uyandı rûh-i sükûnette bir azîm âşûb. | |
| Coşunca âlem-i câmidde sayha-i tehlîl, | Gece, şayet arasan, mezbeledir belki yeri ! |
| Minâreler bana gelmişti sûr-i İsrafil: | |
| Muhîte çekmiş iken dest-i şeb, ridâ-yı memât; | İsteyen almaya baksın boyunun ölçüsünü, |
| Uyandı karşıki evlerde lem'a lem'a hayât. | |
| Uyandı sonra avâlim, uyandı rûh-i sabâh; | Geri dur sen ki, peşiman, atılanlar ileri. |
| Uyandı hâb-ı ademden birer birer eşbâh; | |
| Uyandı bende de birşeb-çerağ-ı zulmet-sûz, | Bilirim: "Hep de semermiş!" diyecek istikbal, |
| Ki tâ ebed olacak feyz-i Hak'la sîne-firûz. | |
| Tasavvur eylemem artık zevâl o meş'a1 için... | Tekmelerken su kabarmış sıra kumbeltikeri. |
| Meğer ki nûr-i İlâhi ufûl edip gitsin | |
| O ne çok bilmiş adamdır ki: gider sessizce, | |
| Ne esermiş, ne semer, kimsenin olamaz haberi ! |